Hasan Hüseyin AKGÜN'ün kaleminden... SON KİŞİ ÖLDÜĞÜNDE...

26 Mayıs 2026 01:38
Siyaseti ben aldım, bürokrasiyi sen kapattın; il müdürü senin adamın, vekil bey benim yakın tanıdığım oldu diyelim, ne fark edecek? Hepsi gelip geçici hevesler değil mi? Boş ver bunları...

SON KİŞİ ÖLDÜĞÜNDE...

Seni hatırlayan son kişi de öldüğünde, sen bu dünyada hiç yaşamamış olacaksın.

İçinde boğulduğumuz dünya işleri, insanı yutan devasa bir girdap; sonu gelmez bir hezeyandan ibarettir. Her şey gelir, her şey geçer ve nihayetinde geriye koca bir boşluk kalır. 

Bu yüzden, ruhunu ve kalbini körü körüne dünyaya kaptırma. Bu dünya, kapısından içeri adım atan her faniyi acımasızca öğüttüğü gibi, günü geldiğinde seni de beni de aynı çarkın içinde öğütecek. 

Burası, dünya cancağızım... 

Durmanın ve duraksamanın asla bilinmediği, sürekli dönen sonsuz bir hayal dünyası. Dünya ne sana kalır ne de bir başkasına kalır; eğer kalacak olsaydı, kurda, kuşa, karıncaya, havaya, suya ve rüzgâra hükmeden Sultan Süleyman'a kalırdı. 

O muazzam kudretine rağmen ona bile kalmadıysa, sana da kalmayacağı gün gibi aşikârdır. 

Gündelik siyasi çekişmeler, sonu gelmeyen kavgalar ve bencilce düşünceler... 

İnsan, aldığı son nefesi bir daha geri verip veremeyeceğini bile bile mi tüm bu hırslara kapılıyor? Sahibi olamadığına, hiçbir zaman da olamayacağını bilerek mi zorluyor tüm şartları? Yapma, bu beyhude çabaya değmez. Hani merhum Necip Fazıl Kısakürek, o efsane şiirlerinden birinde ne güzel dile getiriyor dünyayı: "Bir idamlık Ali vardı, asıldı; Kaydını düştüler, mühür basıldı. Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı. Ondan kalan, boynu bükük ve sefil;Bahçeye diktiği üç beş karanfil..."Hepimiz birer idamlık Ali olmaya namzet değil miyiz? 

Bu fani dünyada hiç ölmeyecekmiş gibi sınırları zorlamanın, koca koca saraylar dikmenin ve devasa kaleler inşa etmeye çalışırken kalpleri kırmanın ne anlamı var? 

Siyaseti ben aldım, bürokrasiyi sen kapattın; il müdürü senin adamın, vekil bey benim yakın tanıdığım oldu diyelim, ne fark edecek? 

Hepsi gelip geçici hevesler değil mi? Boş ver bunları... 

Sen asıl o masum karanfillerden haber et bana. Sen bu diyardan göçüp gittikten sonra o karanfillerin akıbeti ne olacak? O karanfilleri şefkatle sulayacak, suladıktan sonra elini açıp iki kelam ile sana dua edecek bir kimsen var mı? "Allah razı olsun" diyecek bir kimsen var mı? Sen dünyaya asıl bundan bahset. Altı üstü fani bir dünya işte; ne yapabilir, hırsınla bu malı mülkü ne kadar büyütebilirsin ki? 

Dünyanın tüm mülkü, tüm zenginliği senin olsa neye yarar; kalbinde ve ruhunda sana bahşedilen manevi güzellikleri görecek bir gözün olmadıktan sonra? 

Dünyanın tüm lezzetleri önüne serilse kaç yazar, o lezzetin farkına varamadıktan ve hayatın gerçek tadını bilemedikten sonra?Önümüz mübarek Kurban Bayramı; hayatın gerçek lezzetini ve huzurunu tatmak istiyorsan, dünyalıkları dünyada bırak, çevrende ve civarında kim var ise git helalleş. Eğer aile büyüklerin hayattaysa sakın telefon etme; kapılarına kadar git, dualarını al, ellerini öp. Hayat bu, belli olmaz. Belki de önümüzdeki bayram ne kurban kesecek sen kalacaksın geriye, ne gidip elini öpebileceğin bir aile büyüğün, ne de selamı sabahı kestiğin o eşin, dostun, akraban... 

Sen arkanda o karanfilleri sulayacak insanlar bırak derim acizane... 

Eski bir Latin deyişi "Carpe diem", yani "Günü yakala" der. Çünkü yarın uyandığında bir daha asla bugünün tekrarı olmayacak; akıp giden zamanı geri getirmeye hiçbir fani güç yetmeyecek. 

Çünkü nihayetinde, seni hatırlayan son kişi de bu dünyadan göçüp gittiğinde, artık seni anacak hiç kimse kalmayacak.

Bu duygu ve düşüncelerle, şimdiden Kurban Bayramınızı en içten dileklerimle tebrik ediyorum. 

Bu mübarek vesileyle, büyüklerimizin hürmetle ellerinden, küçüklerimizin sevgiyle gözlerinden öpüyorum.

Vesselâm..

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X