Hasan Hüseyin AKGÜN'ün kaleminden... Peki Ahirette Ne Olacak!

02 Kasım 2026 22:40
“Ben dindarım, benim kalbim temiz, ben Müslümanım, ben insanlara yardım ediyorum, ben belediye başkanıyım, ben il başkanıyım, ben bakanım, ben milletvekiliyim...”Hep BEN, hep BEN!....

 

İNSANIN GÖZÜNÜ TOPRAK DOYURUR! PEKİ, AHİRETTE NE OLACAK? 

Nisâ Suresi 118. ayet:

“Allah onu (şeytanı) lanetlemiştir. O da, ‘Yemin ederim ki kullarından elbette belirli bir pay edineceğim.’ demiştir.”

Şimdi insan kendisine bir sorsun: Şeytana uydum, dünyaya kandım, nefsime yenildim demekle insan kurtulabilecek mi Allah'ın huzurunda?

Yoksa insanın makamı, unvanı, serveti, siyasi gücü, arkasındaki kalabalıklar kendisini kurtarmaya yetecek mi?

“Ben dindarım, benim kalbim temiz, ben Müslümanım, ben insanlara yardım ediyorum, ben belediye başkanıyım, ben il başkanıyım, ben bakanım, ben milletvekiliyim...”

Hep BEN, hep BEN!

Peki, Allah'ın huzurunda BEN demenin bir karşılığı var mı? Yoksa orada herkes yaptıklarıyla mı yüzleşecek?

Tarihe bir bakalım.

FİRAVUN...

Kendisini ülkenin mutlak hâkimi gören, iktidarını ve gücünü sorgulanamaz zanneden bir hükümdar!

Öyle bir saltanatın sahibiydi ki sarayları, hazineleri, orduları ve emrindeki insanlar vardı. Nil'in bereketiyle beslenen, dönemin en güçlü medeniyetlerinden birinin başında bulunuyordu.

Kur'an, Firavun'un saltanatının maddi değerini dolar veya altın hesabıyla bildirmez. Ancak onun gücünü, ordusunu, ihtişamını ve sonunu anlatır.

Peki, bugün Firavun'un saraylarından geriye ne kaldı?

Taşlar, harabeler, mezarlar ve ibret alınması gereken bir tarih!

Bir zamanlar kendisine karşı çıkılamayacağını zanneden Firavun, denizin karşısında çaresiz kaldı.

Ordusu vardı, kurtulamadı.

Serveti vardı, kurtulamadı.

Makamı vardı, kurtulamadı.

Demek ki insanın gücü, Allah'ın kudreti karşısında bir hiçtir.

KARUN...

Gelelim servetin sembolü hâline gelmiş Karun'a!

Kur'an-ı Kerim, Kasas Suresi 76. ayette Karun'un hazinelerinden öyle bir şekilde bahseder ki insanın bugün bile hayal gücünü zorlar:

“Biz ona öyle hazineler vermiştik ki anahtarlarını güçlü kuvvetli bir topluluk zor taşırdı.”

Dikkat edin!

Burada birkaç kese altından, birkaç sandık mücevherden söz edilmiyor. Hazinelerin anahtarlarını bile güçlü bir topluluğun taşımakta zorlandığı bir servetten söz ediliyor.

Bugünün parasıyla kaç milyar dolar ederdi?

Bilmiyoruz. Kur'an böyle bir rakam vermiyor. Fakat bize servetin büyüklüğünü anlatmak için öyle bir tasvir sunuyor ki, rakamların önemi kalmıyor.

Üstelik Karun'un kendi ağzından çıkan söz neydi?

“Bu servet bana ancak bende bulunan bir bilgi sayesinde verildi.” (Kasas, 28/78)

Yani BEN kazandım, BEN bildim, BEN yaptım!

İşte insanın en tehlikeli yanılgısı!

Ona verilen nimeti kendi kudretinden bilmek, kendisini nimetlerin sahibi zannetmek!

Sonra ne oldu?

Karun, hazineleriyle, saraylarıyla, ihtişamıyla birlikte yerin dibine geçirildi.

Dün onun yerinde olmayı arzulayanlar, ertesi gün ibretle bakakaldılar.

Dünya ona hayran olanlarla doluydu. Ama onu Allah'ın azabından kurtaracak kimse çıkmadı.

HÂMÂN...

Firavun'un yanında bulunan, onun iktidarının önemli isimlerinden biri!

Kur'an'da Firavun'la birlikte anılır. Firavun'un zulüm düzeninin içerisinde görev alır. Firavun'un kendisine güvenerek emir verdiği isimlerdendir.

Onun şahsi servetinin kaç altın, kaç ton mücevher veya bugünün parasıyla kaç milyar dolar olduğu konusunda güvenilir bir rakam yoktur.

Ama Hâmân'ın hikâyesinden çıkaracağımız ibret çok açık:

Bir insanın güçlü bir yöneticinin yanında bulunması, devlet imkânlarına erişmesi, önemli görevler üstlenmesi onu Allah'ın huzurunda sorumluluktan kurtarmaz.

Bazen zulmü yapan kadar, zulme imkân sağlayan, göz yuman, denetlemesi gerekirken denetlemeyen de sorumludur.

EBÛ LEHEB...

Bir de Peygamber Efendimizin (s.a.v.) öz amcası var.

Abdüluzzâ bin Abdülmuttalib!

Peygamberimizin babası Abdullah'ın kardeşi, yani öz amcası.

Üstelik hakkında müstakil bir sure indirilen insan!

Tebbet Suresi...

Düşünün; Peygamberimizin en yakın akrabalarından biri olmak bile kendisini kurtarmadı.

Soy yetmedi, akrabalık yetmedi, yakınlık yetmedi.

Çünkü Allah katında üstünlük soyla, makamla, servetle değil, iman ve takva iledir.

Şimdi bütün bu tarihî örnekleri bir kenara koyup bugüne gelelim.

PEKİ, BİZ BUGÜN NE YAPIYORUZ?

Akşam evine ekmek götürmekte zorlanan, evi yıkık dökük olan, çocuğunun ihtiyacını karşılayamayan, ayın sonunu getiremeyen insanlar var.

Sabah uyandığında “Allah kerimdir” diyerek hayat mücadelesine devam eden milyonlarca insan var.

Bir tarafta geçim derdiyle boğuşan vatandaş, diğer tarafta milyarlarca dolarlık kamu kaynaklarının yönetimiyle ilgili tartışmalar ve ciddi iddialar...

2,2 milyar, 12 milyar, 16 milyar!

Bu rakamlar nerelere aktarıldı? Kimlerin sorumluluğunda kullanıldı? Hangi projelere harcandı? Kim denetledi? Denetlemekle görevli olanlar görevlerini yaptı mı?

Bunların hepsi milletin önünde açıklığa kavuşturulmalıdır.

Kimsenin peşinen suçlu ilan edilmesini istemiyoruz. Ama hiç kimsenin de makamına, siyasi kimliğine veya gücüne güvenerek hesap vermekten kaçmasını kabul etmiyoruz.

Çünkü mesele yalnızca para meselesi değildir.

Mesele milletin devlete olan güvenidir.

Mesele kamu malıdır.

Mesele yetimin, öksüzün, garibanın hakkıdır.

Mesele emanettir!

Sizler bu millete güvenerek göreve geldiniz. Sizlere verilen yetki, şahsi gelecek kaygılarınızın, siyasi hesaplarınızın veya kişisel menfaatlerinizin aracı olsun diye verilmedi.

O yetki bir emanettir.

Peki, emanete sahip çıktınız mı?

Milletin hakkını korudunuz mu?

Denetlemeniz gereken yerde denetlediniz mi? Yanlış gördüğünüz yerde sesinizi yükselttiniz mi? Yoksa makamınızı, koltuğunuzu, siyasi geleceğinizi mi düşündünüz?

İşte asıl hesap burada başlayacak.

Bir insanın cebinden alınan üç kuruşun hesabı sorulurken, milletin milyarları söz konusu olduğunda kimse suskun kalamaz.

Hele ki etrafımız ateş çemberiyken, ülkemizin ekonomik, siyasi ve güvenlik meseleleri bu kadar ağırlaşmışken milletin devlete ve yöneticilerine olan güvenini sarsacak işlere asla göz yumulamaz.

PEYGAMBER EFENDİMİZİN (S.A.V.) UYARISI

Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor:

“Âdemoğlunun bir vadi dolusu altını olsa, ikinci bir vadi dolusu altınının olmasını ister. Onun ağzını ancak toprak doldurur. Allah tövbe edenin tövbesini kabul eder.”

(Buhârî, Rikāk, 10; Müslim, Zekât, 116)

İşte insanın bitmeyen dünya hırsı!

Bir vadi yetmez, iki vadi ister.

Bir saray yetmez, daha büyüğünü ister.

Bir makam yetmez, daha üstünü ister.

Bir servet yetmez, daha fazlasını ister.

Peki, ne zaman bitecek bu hırs?

Firavun'un gözünü toprak doyurdu.

Karun'un gözünü toprak doyurdu.

Hâmân'ın dünyadaki gücü kendisini kurtaramadı.

Ebû Leheb'in Peygamberimize olan yakınlığı kendisine fayda etmedi.

Peki, bizim sonumuz ne olacak?

Yatların, katların, lüks hayatların, makam araçlarının, korumaların, protokollerin, siyasi unvanların hesabı verildiğinde ne diyeceğiz?

“Ben bilmiyordum” mu diyeceğiz?

“Benim haberim yoktu” mu diyeceğiz?

“Bana emir verilmişti” mi diyeceğiz?

“Ben de şeytana uydum, dünyaya kandım” mı diyeceğiz?

İyi ama Allah'ın verdiği aklı ne yaptık? Bize emanet edilen yetkiyi ne yaptık? Kul hakkını neden gözetmedik?

Unutmayın!

Allah'ın huzurunda makamınız değil, emanetinize nasıl sahip çıktığınız sorulacak.

Bir gün gelecek, bugün arkasında kalabalıkların bulunduğu insanlar da tek başına kalacak. Bugün kendisine kapılar açılanların önüne hesap kapısı açılacak.

O gün ne siyasi kimlik işe yarayacak ne unvan ne de servet...

İnsan, dünyada yaptıklarının hesabıyla baş başa kalacak.

Biz inanan insanlarız. Ahirete, hesap gününe, Allah'ın adaletine inanıyoruz. Bundan zerre kadar şüphemiz yok.

Bu nedenle kimsenin hakkını kimseye yedirmemek, kamu malını korumak, yetimin ve öksüzün hakkını gözetmek sadece siyasi bir sorumluluk değil, aynı zamanda dinî ve vicdani bir sorumluluktur.

Ve son sözüm:

İnsanın gözünü toprak doyurur. Ama kul hakkının hesabı toprak altında da bitmez.

Bu dünya yatlarla, katlarla, makamlarla bir gün biter.

Peki, ya ahiret?

Unuttuğunuz ahiret ne olacak?

Değdi mi?

Bir avuç dünya menfaati için milletin güvenini kaybetmeye, bir yetimin duasını ve bir mazlumun ahını almaya değdi mi?

Herkes kendisine bu soruyu sorsun.

Çünkü o büyük günde herkes kendi hesabını verecek!

YORUMLAR
  • Toplam 8 yorum
Oktay 18:55 - 03 Kasım 2026

Elin dert görmesin kalemin bel bükmesin

0 Beğenmedim
Bülent Daşkın 11:02 - 03 Kasım 2026

Kardeşim yüreğine sağlık Toplum olarak hiç iyiye gitmiyoruz İnşallah sonumuz hayrolur.

0 Beğenmedim
Hamza 09:31 - 03 Kasım 2026

Tebrik ederim. Bir kaç kez düşünerek okunası bir yazı. Anlayana çok uyarı var.

0 Beğenmedim
Neco 00:45 - 03 Kasım 2026

Kalemine sağlık Hasan Bey. Tam zamanına uygun olmuş.

0 Beğenmedim
Emekli 00:31 - 03 Kasım 2026

Sayın kardeşim yüreğine sağlık;"Peki, ya ahiret?Unuttuğunuz ahiret ne olacak?" Sorunuzun muhasebesini yaşarken yapanlar zaten garip guraba diye bilinir, anlı şanlı ünvanları olanlarda bu sorunun cevabının olduğunu sanmıyorum.

0 Beğenmedim
Emekli 00:26 - 03 Kasım 2026

Sayın kardeşim yüreğine sağlık;"Peki, ya ahiret?Unuttuğunuz ahiret ne olacak?" Sorunuzun muhasebesini yaşarken yapanlar zaten garip guraba diye bilinir, anlı şanlı ünvanları olanlarda bu sorunun cevabının olduğunu sanmıyorum.

0 Beğenmedim
Abdullah 00:11 - 03 Kasım 2026

Elinize sağlık Hasan bey çok güzel istifade edilecek bir paylaşım olmuş

0 Beğenmedim
Neco 23:24 - 02 Kasım 2026

Kalemine sağlık Hasan Bey. Tam zamanımızı anlatmışın.

0 Beğenmedim

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X