Hasan Hüseyin AKGÜN'ün kaleminden... Olimpus'un Çocukları ve Tanıdık Simalar
Olimpos'un Çocukları ve Tanıdık Simalar
Hiç kimseyi memnun etmeye çalışma. Herkes kendi hesabını yapar, kendi yükünü taşır. "Yeteneklerim var, kabiliyetlerim var." diye boşuna bekleme. Bu dünyada çoğu zaman haklı olana değil, güçlü görünene alkış tutulur. Sen elinden geleni yap, sabırla bekle. Olmuyorsa da zorlamanın bir anlamı yoktur. Çünkü her şey, inceldiği yerden kopar.
Zekeriya Efiloğlu'nun şu sözü üzerinde uzun uzun düşünmek gerekir:
"İnsan şeytana uyduğunda değil, şeytan gibi düşünmeye başladığında yoldan sapar."
Şeytana uymak başkadır, şeytan gibi düşünmeye başlamak bambaşkadır. Aralarında kuzey ile güney kadar mesafe vardır. İnsan, önce düşüncesinde teslim olur; sonra hayatında. İşte bugün "Suya Yazılan Yazılar"da tam da bunu konuşmak istiyorum.
Son günlerde garip bir tartışma aldı başını gidiyor. "İfade özgürlüğü", "basın özgürlüğü", "özgürlüklere özgürlük" denilerek, özellikle de kutsallara hakaret etmeyi özgürlüğün ayrılmaz bir parçası gibi göstermeye çalışan bir anlayış sürekli önümüze çıkarılıyor.
İnsan ister istemez soruyor:
Özgürlük de kime özgürlük?
Özgüre...
Peki özgür kim olmalı?
İnandığı değerlere hakaret eden mi? Kutsalı aşağılamayı cesaret sanan mı? İnancı incitmeyi fikir beyanı diye sunan mı?
Bugün özgürlük adına en çok alkışlanan şeyin, çoğu zaman başkasının kutsalına saldırmak hâline gelmesi düşündürücüdür.
Peki bu anlayışı kimler alkışlıyor?
Bir kısmı, yıllar önce gündemden düşmüş olmasına rağmen yeniden görünür olabilmek için toplumun inançlarını, değerlerini ve kutsallarını tartışma malzemesi yapan ekran yüzleri... Nikâhsız yaşamayı çağdaşlık, Allah'a (cc) hakareti cesaret, Peygamber Efendimiz'e (sav) saygısızlığı ise düşünce özgürlüğü olarak pazarlayan bir anlayışın adım adım normalleştirilmeye çalışıldığına şahit oluyoruz.
Fakat beni asıl düşündüren bu çevreler değil.
Asıl düşündüren; muhafazakâr, mütedeyyin ailelerde yetişmiş insanların da bu seviyesizliğe alkış tutabilmesi, kahkahalarla eşlik edebilmesidir. Bir toplum, kendi değerlerine yöneltilen hakareti eğlenceye dönüştürmeye başladığında, asıl tehlike orada başlar.
İstiklâl Şairimiz Mehmet Âkif Ersoy'un şu mısraları bugün de yolumuzu aydınlatıyor:
"Sahipsiz olan memleketin batması haktır;
Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır."
Necip Fazıl Kısakürek ise yıllar önce bugünü tarif edercesine şöyle demişti:
"İslâm'a sövmekten başka fikri olmayanlar, fikrin değil; İslâm'a sövmenin özgürlüğünü istiyorlar."
Bugün yaşanan tartışmaların özeti de budur. Dine hakaret, farklı düşünce diye sunulurken; inancını savunan insanlar kolayca "tahammülsüz" yaftasıyla karşı karşıya bırakılmaktadır.
Roger Garaudy bunun tam tersine bir örnektir. Katolik olarak başladığı hayatında komünizmi savunmuş, uzun yıllar bütün dinleri sorgulamış; sonunda hakikati arayarak İslam'da karar kılmıştır. Hakikatin peşinden ömür boyu yürüyen bir düşünür ile, hakareti ilericilik zanneden anlayış arasındaki farkı görmek zor değildir.
Ben de acizane şu tespiti hatırlatmak istiyorum:
"Olimpos'un çocukları, Hira'nın evlatlarını hiçbir zaman kabullenmeyeceklerdir."
Öyleyse kimin neyi savunduğunu bilmek zorundayız. Kimin hangi değeri hedef aldığını görmek zorundayız. Gerekirse izlemeyerek, gerekirse destek vermeyerek, gerekirse bilinçli bir tavır ortaya koyarak duruşumuzu göstermeliyiz.
Çünkü ekranlarda sürekli görünmek, bir fikri doğru yapmaz. Çok konuşulmak da haklı olmanın delili değildir. Asıl mesele; hakikatin yanında durabilmek, doğru ile yanlışı birbirinden ayırabilmektir.
Yazımızı Efendimiz'in (sav) şu ikazıyla bitirelim:
"Kişi dostunun dini üzeredir."
Öyleyse dostlarımızı, yol arkadaşlarımızı ve örnek aldığımız insanları seçerken yalnızca şöhretlerine değil; ahlaklarına, duruşlarına ve temsil ettikleri değerlere de bakalım.
Vesselâm...
- Toplam 11 yorum
Ramis Er 14:53 - 09 Temmuz 2026
Değerli kardeşim var olasın sağ olasın, evet çok canımız yanıyor içimiz acıyor dediğiniz gibi muhafazakar ailelerinin çocuklarını koruyamamaları elkerimizden kayıp gitmeleri çok canımızı yakıyor, pes etmekmi? asla her yerde her mecra da mücadeleye devam.
ülkü suluk 14:38 - 09 Temmuz 2026
düşündürürken aynı zamanda önemli bir hassasiyete dikkat çekmişsiniz özellikle özgürlük ve sorumluluk dengesine dair tespitleriniz üzerine düşünmeye değer her cümlesi ayrı ayrı bir tefekkür vesilesi emeğinize ve yüreğinize sağlık..
myılmaz 09:03 - 09 Temmuz 2026
kalemin kılıçtan keskin olsun abim...
Enes Şaban UĞUR 07:35 - 09 Temmuz 2026
Kalemine yüreğinize sağlık Hasan Hüseyin abi
Mustafa AKTAŞ 03:25 - 09 Temmuz 2026
Ağabey ağzına yüreğine sağlık o Olimpos'un çocukları aralarında bölüşüyorlar benim gördüğüm sevgi saygılarımı iletir sağlıcakla kalmanı temenni ederim Saygılar dilerim
SEZAİ AKTAS 23:13 - 08 Temmuz 2026
Abi yüreğine kalemine sağlık duygularımıza tercüman olmuşsun
Büyükşehir 22:59 - 08 Temmuz 2026
Nokta atisi bir yazi olmuş.teprikler hasan kardes
Necati 22:38 - 08 Temmuz 2026
Hasan Bey, yazınızı çok beğendim, kaleminize sağlık.
Adnan Metin 22:32 - 08 Temmuz 2026
Allah Olimposun çocuklarına bu memlekette iktidar yüzü göstermesin
Oktay M. 22:25 - 08 Temmuz 2026
Kalemine yüreğine sağlık
Hiç 22:13 - 08 Temmuz 2026
Hasan bey en içten tebriklerimi sunarım Allah sizden razı olsun
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Tek Ayakkabı Hizmeti ve Kaybettiğimiz Vicdanımız 12 Eylül 2026 Cumartesi
- Aynı masaya oturamamak... 03 Eylül 2026 Perşembe
- Zamanı Kesmezsen, Zaman Seni Keser 04 Ağustos 2026 Salı
- 28 Şubat Özleminde Bugün 13 Temmuz 2026 Pazartesi
- Okyanusta Yüzüp Suyu Arayan Gafletimiz 05 Temmuz 2026 Pazar
- Altı Üstü Dünya İşte... 28 Haziran 2026 Pazar
- DENETLEYENLERİN DE DENETLENMESİ 22 Haziran 2026 Pazartesi
- Bu Ülkede İki Cephe Vardır 13 Haziran 2026 Cumartesi
- Merhamet ve Kalp 03 Haziran 2026 Çarşamba
- SON KİŞİ ÖLDÜĞÜNDE... 26 Mayıs 2026 Salı