Mükemmellik nedir ? Mükemmel Çocuklar Değil,Merhametli Çocuklar Yetiştirmek
Mükemmel Çocuklar Değil, Merhametli Çocuklar Yetiştirmek
Mükemmellik nedir?
Mükemmel insan, kendisini tamamlamış bir insan mıdır? Mükemmelliğin bir ölçüsü var mıdır? İnsanoğlu, kendisini dünyaya kıyasladığında ne kadar mükemmeldir?
Bu sorular, aslında insanın kendisiyle yaptığı en kadim muhasebedir. Bir büyüğümün dediği gibi, “Mükemmel bir insan görmek istiyorsan aynaya bakman yeter.” Çünkü insan, yaratılışı itibarıyla eksik değil; bilakis eşref-i mahlûkat olmaya namzettir. Bu bir ayrıcalıktan çok, ağır bir sorumluluktur.
Her insan yaratılış fıtratı gereği bu hâl üzere dünyaya gelir. Ancak bu hâlin korunması ve kemale erdirilmesi insanın iradesine bırakılmıştır. Bu yol ya mükemmelliğin devamında beklenen makama ulaşmakla neticelenir ya da esfel-i sâfilîn denilen en aşağı mertebelerde bir hayat sürmekle sonuçlanır. İnsan, bu iki uç arasında her gün yeniden bir seçim yapar.
Çocuklarımızı, evlatlarımızı, canlarımızı; eşref-i mahlûkat fıtratı üzerine merhamet üzerine yetiştirmeyi kendimize düstur edinmediğimiz sürece, onları yalnızca birer makine olmaktan öteye geçiremeyiz. İşleyen, sonuç üreten ama hissi törpülenmiş bireyler… Oysa insan, yalnızca yapan değil; hisseden, duran, düşünen bir varlıktır.
Kendisini tamamlama hissini yaşamayan kimse yoktur.
“Ben olamadım, sen ol.”
“Ben alamadım, senin olsun.”
“Bu dersi de alalım, şu kursu da ekleyelim.” gibi
İyi niyetle kurulan bu cümleler, ilk zamanlar çok zararsız görülsede geri beslemesini yeterince yapamadığımız zaman çocuklarımızın omuzlarında ağır bir yüke dönüşür. Mükemmel yetiştirdiğimizi düşündüğümüz evladımızın, farkına varmadan elimizin altından kayıp gittiğini çoğu zaman çok geç fark ederiz. Çünkü biz başarıyı çoğaltırken, ruhu ihmal etmişizdir.
İşlenmemiş olan cevherin içine merhamet çarpanını eklemezsek, ortaya çıkan şey; çok lüks bir restoranda dört başı mamur bir yemeğin tatsız, tuzsuz servis edilmesinden öteye geçmez. Dışarıdan kusursuz görünen ama içten doyurmayan bir hayat…
Merhametle harmanlanmamış bir yürek, ilelebet akıntıya karşı kürek çeker. Akıntı kuvvetlendikçe insan önce yorulur, sonra tekler; ardından kürekleri bırakır ve akıntıya kapılıp gider. Çünkü insanı ayakta tutan şey yalnızca güç değil, merhametin verdiği dirençtir.
Açılması öngörülen bir yarayı, daha açılmadan kapatmak elzemdir. Merhamet, işte bu yüzden her zaman ağır basmalıdır. Merhamet, ruhun gıdası olmalıdır.
Ancak o zaman hayattan lezzet alınır.
Ancak o zaman insan, insan olmanın farkına varır.
Ve ancak o zaman, eşref-i mahlûkat olmanın ne demek olduğu idrak edilir.
- Toplam 2 yorum
Oktay Maden 09:43 - 07 Şubat 2026
Eline sağlık teşekkürler
Emrah B. 01:01 - 07 Şubat 2026
Mükemmel insanın mükemmel kaleminden, harika bir yazı olmuş
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Tek Ayakkabı Hizmeti ve Kaybettiğimiz Vicdanımız 12 Eylül 2026 Cumartesi
- Aynı masaya oturamamak... 03 Eylül 2026 Perşembe
- Zamanı Kesmezsen, Zaman Seni Keser 04 Ağustos 2026 Salı
- 28 Şubat Özleminde Bugün 13 Temmuz 2026 Pazartesi
- Olimpus'un Çocukları ve Tanıdık Simalar 08 Temmuz 2026 Çarşamba
- Okyanusta Yüzüp Suyu Arayan Gafletimiz 05 Temmuz 2026 Pazar
- Altı Üstü Dünya İşte... 28 Haziran 2026 Pazar
- DENETLEYENLERİN DE DENETLENMESİ 22 Haziran 2026 Pazartesi
- Bu Ülkede İki Cephe Vardır 13 Haziran 2026 Cumartesi
- Merhamet ve Kalp 03 Haziran 2026 Çarşamba