Ramazan'a ve Geçmişe Dair "Hoş geldin Ramazan"

18 Şubat 2026 14:00
Çünkü Ramazan, bizim bildiğimiz haliyle sadece aç kalmak değildi. Bir adı da merhametti...Hasan Hüseyin AKGÜN'ün kaleminden...

 

RAMAZAN’A VE GEÇMİŞE DAİR
“Hoş geldin Ramazan…”

Bilmiyorum, size de oluyor mu ama bu ifade bana bazen fazla sade geliyor. Hatta biraz eksik… Sanki sıradan bir misafir karşılanıyormuş gibi. Oysa gelen, sıradan bir zaman değil. Bereketiyle övülmüş, insanın iç dünyasına dokunan müstesna bir ay.

Çocukluğumuzdan hatırladığımız o hitap nerede kaldı:
“Hoş geldin ya Şehr-i Ramazan…”

Çünkü Ramazan, bizim bildiğimiz hâliyle sadece aç kalmak değildi. Bir adı da merhametti. İnsanların kalbi yumuşardı. Günlük hayatın sıradan görünen anları bile bu ayda bambaşka bir anlam kazanırdı. Sanki zaman yavaşlar, insan kendini daha çok işitir, kalbin sesi gürültüyü bastırırdı.

Şimdi dönüp bakınca sormadan edemiyor insan: Biz mi değiştik, yoksa Ramazan mı bizden uzaklaştı?

Eskiden bu ay gelmeden hazırlık başlardı. Sadece mutfaklarda değil, gönüllerde de… Şimdi ise birkaç televizyon programına, birkaç alışveriş telaşına sıkışmış gibi geliyor bana. Belki de sorun Ramazan’ın değişmesi değil; bizim zamanla yarışırken iç dünyamızı geride bırakmamız.

Oysa Ramazan, insanın ruhuna işlenmesi gereken bir vakitti. Bugün en farklı düşüncedeki insanlar bile eski Ramazanları özlemle anıyorsa, demek ki mesele sadece inanç değildi. Ortak bir huzur, ortak bir iklim vardı o günlerde. İnsan kendini başkasının hâlinden sorumlu hissederdi.

Bir an durup düşünelim…

Minareler arasındaki ışıklı yazıları hatırlayın. Onlar sadece süs değildi; bir davetti. Daha ay başlamadan evlerde bir heyecan olurdu. Kilerler doldurulur, sofralar hazırlanırdı ama asıl dolan umut olurdu, güzellik olurdu.

Komşu komşuyu gözetirdi. İmkânı olan, olmayanı unutmamaya çalışırdı. Sofraların bereketi yemekle değil, paylaşılan muhabbetle artardı. Bugün değişen ne peki? Sofralar büyüdü belki ama kalpler mi daraldı?

Ramazan’ı sadece aç kalmak sanmak eksik kalır. Oruç midede başlar ama kalpte tamamlanır. İnsan ruhunda bir değişim hissetmeden gerçekten bu ayı yaşadım diyebilir mi? Açlık aslında bize ne kadar çok şeye ihtiyaç duymadan yaşayabileceğimizi öğretmez mi?

Her yıl Ramazan geliyor ve gidiyor. Onlarla birlikte gençliğimiz de akıp gidiyor. Anne babalarımızı uğurluyoruz, dostlarımız eksiliyor. Ve belki de asıl soru şu:

Ben bu ayın neresindeyim?
Bu sıradanlaşmada benim payım var mı?

Eskiye takılı kalmak doğru değil elbette. Ama eskiyi sadece nostalji diye anmak da doğru değil. Mesele geçmişe dönmek değil; o ruhu bugüne taşıyabilmek. Çünkü insan geçmişi özlemez aslında; kaybettiği huzuru özler.

Akşam ezanıyla kurulan sofralar, aile büyüğünün besmeleyle başlattığı yemekler, iftar ile teravih arasındaki o kısa ama bereketli zaman… Bunlar sadece hatıra değildi; insanı terbiye eden anlardı. İnsana, hayatın sadece koşmaktan ibaret olmadığını hatırlatırdı.

Ramazan, hayata verilmiş bir nefes aracıydı. Şimdi ise çoğumuz için sıradan günlerden biri gibi geçiyor. Demek ki bir yerde eksik yaptık bir şeyi. Belki de kalbimizin kapısını açık tutmayı unuttuk.

Elbette meydanlar dolacak, etkinlikler yapılacak. Ama asıl ihtiyaç, insanın içinde yeniden bir Ramazan iklimi kurabilmek. Çünkü dışarıdaki ışıklar, içeride karanlık varsa bir anlam taşımaz.

Belki de ömrümüzün son baharında o tadı yeniden hissedebilmek için…

Zaman geçiyor.
Her gelen Ramazan bir fırsat.
Her giden Ramazan eksilen bir ömür.

Mesele eski Ramazanlar değil.
Mesele, bu Ramazan’ın bizim içimizde neyi değiştirdiği.
Hayırlı Ramazanlar..

YORUMLAR
  • Toplam 2 yorum
Zeynel OLGUN 12:06 - 20 Şubat 2026

Hasan Hüseyin Bey,Ramazan ayının önemi ile ilgili yazınız , mükemmel olmuş,başarılarının devamını dilerim.

0 Beğenmedim
Büyükşehir 02:18 - 19 Şubat 2026

Hasan bey kaleminize sağlık.tebrik ediyorum

0 Beğenmedim

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X