Hasan Hüseyin AKGÜN'ün kaleminden BABA
BABA...
Baba dediğin, hayatın merkezinde aileyi sırtında taşıyan bir devdi bir zamanlar.
Şimdi evin fazlası gibi duruyor köşede… Şamar oğlanı, stres topu.
Sinir harbini hep kaybeden kişi; dış kapının mandalı gibi. Bir şey olur, ilk gözden çıkarılacak kişi odur.
İlk kurtarılacaklar listesinde adı bile yok artık.
Kapıya ilk konulacaklar listesinin en başına gelir oldu.
İslam’da baba baş köşeye oturtulurdu. İlk ona danışılır, sözü dinlenirdi.
Bugün? Ahlaken de fikren de aileden soyutlandı. Artık “miş’li geçmiş zaman” oldu.
Şöyle garip bir döngü var:
Baba kendini ne kadar açarsa, ne kadar şeffaf olayım, ailenin her bireyine eşit olayım derse, o kadar değer kaybediyor.
Bizden öncekiler beğenilmiyordu.
Ama beğenmeyen bizim çocuklar da aynı yere gelecek. O zaman anlayacaklar kıymetini.
Eski babalar niye her şeyin içinde değildi?
Niye merkezde durmak istemedi?
Neden çocuğunu karşısına alıp saçını okşayamadı? Hiç düşünüldü mü?
Acaba sadece mahalle baskısından mı uzak durdu çocuklarından?
İçi gitmez miydi aslında?
Sarılıp koklamak istemez miydi, kendi kanından canından olan evladını?
Artık feraset deyin, otoritenin devamı deyin, yerine hangi kelimeyi koyarsanız koyun…
Yapmak istemediğinden değildi araya mesafe koymak.
Doğruluğu tartışmaya açılmasın diyeydi verilen kararların.
Karar, aileden verilir; ortak fayda ile hareket edilirdi.
Bugünün babaları… Bizler, sizler… Kâğıttan kaplana döndük.
Verileni alan, konuya dahil olmayan ya da edilmek istenmeyen insanlar hâline geldik.
O günden sonra ataerkil yapıdan uzaklaştık.
Kulağa hoş gelen, parlatılan bir kelimeyle ailemize “çekirdek” demeye başladık.
O gün bugündür çekirdek gibi çitleniyoruz işte.
İşin sonunu el birliğiyle buraya kadar getirdik.
Sonraki süreçte aile reisi baba, aile içinde karşılık bulamayınca içine kapandı.
Ruhunu verdiği ailesinde sesi yankı bulmayınca geri çekildi.
Gündelik hayatın hengâmesinde, üzerine cuk diye oturan “ailenin hamalı” olarak yaşamaya başladı.
O günden sonra Peygamber Efendimizin ailedeki adaletini, şefkatini, istişaresini tam kuramaz olduk.
Eridik… gittik.
Aile eridi, gitti; üç beş dünyalık mülke çerez oldu.
Baba, ailenin kurucu başkanıydı.
Çınar ağacıydı.
Saygı duyulurdu.
Olmazsa olmazdı.
Fark ettiniz mi?
Hep “-dı” diyoruz.
Çünkü artık değil.
Baba şimdi nerede duracağını bilmiyor.
Bulunduğu yere sığdırılmıyor.
Yokluğu bile hissedilmiyor, hissettirilmiyor.
Kabuğuna çekildi.
Sadece fikri sorulunca cevap veren bir yapay zekâya döndü.
Ataerkil yapı dağıldı.
Geçmiş, anlatılan bir hikâye artık.
Ve bunu hep beraber başardık.
Kendimizi alkışlamamız lazım.
Sosyal medya, hayatın koşturması, kısır tartışmalar…
Kendini bilmez fenomenler, özünden kopmuş fikirler…
Zaten az olan baba ağırlığını iyice bitirdi.
Herkes kulak tıkıyor ama şu bir gerçek:
Babanın değeri, ceketi kapının arkasından alınıp kapı önüne konulduğunda anlaşılır.
Eski ayakkabıları da o ceketin altına bırakıldığında…
Siz siz olun; babanızın kıymetini, ailedeki varlığını, kokusunu ciğerleriniz patlayasıya kadar içinize çekin.
Çünkü yarına O'ndan hiçbir şey kalmayacak.
Vesselam.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Tek Ayakkabı Hizmeti ve Kaybettiğimiz Vicdanımız 12 Eylül 2026 Cumartesi
- Aynı masaya oturamamak... 03 Eylül 2026 Perşembe
- Zamanı Kesmezsen, Zaman Seni Keser 04 Ağustos 2026 Salı
- 28 Şubat Özleminde Bugün 13 Temmuz 2026 Pazartesi
- Olimpus'un Çocukları ve Tanıdık Simalar 08 Temmuz 2026 Çarşamba
- Okyanusta Yüzüp Suyu Arayan Gafletimiz 05 Temmuz 2026 Pazar
- Altı Üstü Dünya İşte... 28 Haziran 2026 Pazar
- DENETLEYENLERİN DE DENETLENMESİ 22 Haziran 2026 Pazartesi
- Bu Ülkede İki Cephe Vardır 13 Haziran 2026 Cumartesi
- Merhamet ve Kalp 03 Haziran 2026 Çarşamba