Ece Çiftçi'nin kaleminden... Muhteşem Düğünler, Muhteşem Boşanmalar
Muhteşem Düğünler, Muhteşem Boşanmalar
Yaz mevsimi yavaş yavaş geldi.Bizim kültürümüz de bu mevsim düğünlerin habercisidir.
Davetiyeler sırasıyla gelmeye başlar…İşte tam da burda start verilir,ömrü yirmi dört saati geçmeyen kartonlara bütün ihtişamıyla tabiri caizse mal beyanı yapar gibi en şatafatlılar seçilir….Sıra da “organizasyon” var. Zurnanın zırt dediği yer aslında:)) Neler gördü bu gözler saray sandıkları,voleybolcu boyunca şamdanlar….Eskiden gelin arabasının arkasına “Mutluyuz” yazılırdı, şimdi neredeyse “Sponsorlarımız için teşekkürler” yazılacak. Düğün dediğin iki insanın hayatı paylaşmaya “evet” dediği gündü; şimdi sanki bir ömürlük mutluluğun fragmanı gibi: bol efektli, filtreli ve mümkünse drone çekimli.
Masalar kristal, çiçekler ithal, gelinlik Paris esintili… Damadın heyecanı bile “paket program” içinde. Her şey kusursuz. Hatta o kadar kusursuz ki, insan ister istemez düşünüyor: Bu kadar mükemmelliğin içinde gerçek nerede saklanıyor?
Bir de işin görünmeyen tarafı var. O düğün kredileri, borçlar, “ayıp olmasın” diye yapılan harcamalar… Mutluluk daha nikâh defterine imza atılmadan taksite bölünmüş oluyor. Aşkın aylık ödemesi olur mu? Oluyor işte.
Sonra zaman geçiyor… Filtreler kalkıyor, sahne ışıkları sönüyor. Geriye iki insan kalıyor: Gerçek halleriyle, kusurlarıyla, beklentileriyle. İşte o zaman başlıyor asıl hikâye. Çünkü evlilik, düğünde giyilen gelinlik kadar zarif ama o gelinliği taşımak kadar da ağır bir sorumluluk.
Ve gün geliyor, o “muhteşem düğün”ün kahramanları, “muhteşem boşanma”nın başrollerine dönüşebiliyor. Avukatlar devreye giriyor, salonlar bu kez nikâh için değil, duruşma için doluyor. Sosyal medyada birlikte çekilmiş fotoğraflar sessizce siliniyor. Bir zamanlar “canım” diye hitap edilen kişi, dilekçelerde “karşı taraf” oluveriyor.
İşin en ironik tarafı ne biliyor musunuz? Düğünde “sonsuz mutluluklar” diye alkış tutan kalabalık, boşanma haberini duyunca fısıltıyla konuşuyor. Sanki o alkışlar hiç atılmamış, o sözler hiç verilmemiş gibi…
Oysa mesele ne düğünün ihtişamı, ne de boşanmanın büyüklüğü. Mesele, iki insanın birbirini gerçekten tanıyıp tanımadığı. Aynı hayale mi uyanıyorlar, yoksa biri sabah kahve isterken diğeri çoktan hayatın hesabını mı yapıyor?
Belki de biraz sadeleşmek gerekiyor. Düğünler de, beklentiler de, egolar da… Çünkü evlilik dediğin şey; devasa salonlarda değil, küçük anlarda kuruluyor. Birlikte içilen bir çayda, paylaşılan bir sessizlikte, bazen de “haklısın” diyebilme cesaretinde…
Şunu unutmamak lazım: Muhteşem düğünler güzel bir başlangıç olabilir ama mutlu bir evliliğin garantisi değildir. Ve bazen en sessiz başlayan hikâyeler, en uzun sürenler olur.
Çünkü mühim olan neye hizmet ettiğidir.
Kısacası… Düğün ne kadar görkemli olursa olsun, evlilik sade bir emek ister. Aksi halde, alkışlarla başlayan hikâyeler, dosya numarasıyla bitebilir.
Tabii ki duamız onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine..masal sonsuza kadar mutlu sürsün….
Ve fakat hayat bize yine aynı soruyu sorar:
“Görünen mi, gerçek mi?”
- Toplam 1 yorum
Kartepeli 03:51 - 26 Nisan 2026
İlginç bir konu. Doğru yanları var gibi. En güzeli gizemli olmak
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Bazı Kapılar Yüzümüze Değil, Hayrımıza Kapanır 07 Kasım 2026 Cumartesi
- KENDİNİ GÖRMEK İSTİYORSAN KADININA BAK… 01 Kasım 2026 Pazar
- Aramak... 25 Ekim 2026 Pazar
- Kız Çocuklarını Korumak İçin Neden Bir Gün Var? 11 Ekim 2026 Pazar
- Huzur Kadınıyım... 22 Eylül 2026 Salı
- Çocuklarınıza Önce İnsan Olmayı Öğretin... 15 Eylül 2026 Salı
- FİLEDE ALTIN, HAYATTA BİN SORU... 07 Eylül 2026 Pazartesi
- 4 Kişilik Otomobil İğne Deliğinden Geçiyor, 270 Kişilik Gemi Nasıl Denize Çıkıyor? 01 Eylül 2026 Salı
- Kulağın Vicdandan Büyükse, Hakikate Yer Kalmaz 22 Temmuz 2026 Çarşamba
- Dil Cimrisi Olmayın... 14 Temmuz 2026 Salı