Ece Çiftçi'nin kaleminden... Huzur Kadınıyım...
HUZUR KADINIYIM:
Artık Kimsenin İçindeki Gürültüyü Taşımıyorum
Bazıları huzuru bulamadığı için değil, huzurla ne yapacağını bilmediği için kaosa tutunur.
Ben artık kimsenin içindeki gürültüyü kendi hayatımda yankılatmayacağım.
Sen seversin, sevmezsin… Ben huzur kadınıyım:)
Çok “ben” demeyi sevmiyorum. “Ben” diyeni de sevmiyorum aslında. Ama şart oldu, diyeceğim…
Kaostan beslenenler o kadar çok ki etrafımızda. Şaşkınlıkla izliyorum.
Yazarken şunu da düşünüyorum: Birilerini yargılıyorum ya da suçluyorum gibi algılanır mı?
Algılansın. Yeter.
Bıktık artık.
Herkes kendi geçmişinin hesabını görsün
Çok mutlu bir çocukluk yaşadım. Evet, artık bunun için suçlu hissetmiyorum.
Sen mutsuz olduysan, travmaların varsa inan umurumda değilsin.
Yetişkinsin. Zahmet olmazsa düzelt kendini.
Etrafımda huzursuzluk istemiyorum. Hele hele kurgulanmış bir agresifliğe asla tahammülüm yok.
Her şeyiniz var. Müthiş bir konfor içindesiniz. Ama çok yorgunsunuz, perişan oldunuz, yükünüz dağlar kadar…
Rica ediyorum; bununla etrafınızdaki üç beş vasatın altı zekâdaki insanı manipüle edebilirsiniz ama ben onlardan biri olmayayım.
Çünkü ben artık kimsenin içindeki savaşın siperine girmek istemiyorum.
Herkes kendi geçmişinin hesabını kendi görsün.
Çocukluğunda sana yapılmış haksızlıkların bedelini bugün karşındaki insana ödetmek, travmalarını karakter diye pazarlamak, öfkeni “ben böyleyim” diyerek meşrulaştırmak bana göre bir kişilik özelliği değil; üzerinde çalışılmamış bir problemdir.
Ve kusura bakmayın, ben kimsenin rehabilitasyon merkezi değilim.
İnsanların yaralarını anlayabilirim ama yaralarını bana silah olarak doğrultmalarını kabul etmem.
Bir insanın canı yanmış olabilir.
Hepimizin bir yerinde kırıklar vardır zaten.
Ama kırılmış olmak, kırma hakkı vermez.
Geçmişin seni açıklayabilir ama seni sonsuza kadar aklayamaz.
Bunu birbirinden ayırmayı öğrenelim.
Herkes suçlu, bir tek ben masum!
Çünkü bazı insanlar hayatlarının bütün sorumluluğunu çocukluklarına, anne babalarına, eski sevgililerine, eski eşlerine, patronlarına, arkadaşlarına dağıtmış.
Kendilerine gelince ortada kimse yok.
Ne güzel iş!
Herkes suçlu, bir tek ben masum…
Sonra da buna farkındalık diyorlar.
Hayır efendim, bu farkındalık değil.
Bu, egonun psikoloji terminolojisiyle makyajlanmış hâli.
Huzur neden bazılarına yabancı?
Üstelik artık öyle bir çağdayız ki insanlar huzuru bile şüpheli buluyor.
Bir şey yolundaysa kurcalıyor.
Bir ilişki sakinse “Kesin altında bir şey var.” diyor.
Bir insan sakinse “Fazla sakin, bir numara çeviriyor.” diye düşünüyor.
Bir evde kavga yoksa sanki hayat yaşanmıyormuş gibi…
Kardeşim, belki de mesele budur:
Hayatınızda hiç tanımadığınız bir şey vardır; huzur.
Ve insan, bilmediği şeyi bazen sabote eder.
Kaos tanıdıktır çünkü.
Tartışma tanıdıktır.
Küslük tanıdıktır.
Barışıp tekrar kavga etmek tanıdıktır.
İnsanları birbirine düşürmek tanıdıktır.
Huzur ise emek ister.
Huzur için insanın önce kendi egosunu susturması gerekir.
Her söylenene cevap vermemesi,
her davranışı üzerine alınmaması,
her ortamda kendisini ispat etmeye çalışmaması gerekir.
En önemlisi de başkasının mutluluğundan rahatsız olmamayı öğrenmesi gerekir.
Artık kimsenin mutsuzluğunu taşımıyorum
Ben artık insanların mutsuzluklarını üzerime almıyorum.
Sen mutsuzsan, üzgünsen, geçmişin ağırsa seni anlayabilirim.
Ama senin mutsuzluğunun faturası benim hayatıma kesilemez.
Ben senin travmanın bedelini ödemeyeceğim.
Senin öfkeni taşımayacağım.
Senin kompleksini yatıştırmayacağım.
Senin bitmeyen hesaplaşmalarının figüranı olmayacağım.
Çünkü benim de bir hayatım var.
Ve evet…
Ben o hayatı huzur içinde yaşamak istiyorum.
Bunun adı bencillikse varsın öyle olsun.
Artık herkesin yükünü sırtlanıp “iyi insan” madalyası alma dönemini kapattım.
İyi insan olmak başka,
kendini kullandırmak başka.
Merhamet başka,
sınır koyamamak başka.
Anlayış başka,
her şeyi sineye çekmek başka.
Ve ben bu ayrımları öğrenmek için yeterince yaşadım.
Sözlere değil, davranışlara bakıyorum
O yüzden kusura bakmayın…
Ben artık gürültüye değil, karaktere bakıyorum.
Sözlere değil, davranışlara.
Mağduriyet hikâyelerine değil, sorumluluk alma becerisine.
Özürlere değil, değişime.
Çünkü herkes “Ben çok acı çektim.” diyebilir.
Ama asıl mesele şu:
Sen acı çektikten sonra nasıl bir insana dönüştün?
Dönüşebilmek en zoru aslında.
Ama uğraşıyorsun, “Yapabilirim.” diyorsun.
İşte bütün mesele burada.
Huzurumu korumayı seçiyorum
Ben huzur kadınıyım.
Huzurumu da öyle üç beş kişinin bitmeyen kaprisine, sonradan görme şımarıklığına, kurgulanmış öfkesine, psikolojik oyunlarına teslim edecek değilim.
Yapmayın.
Üzerinizde ağlayan, olmak istediğiniz o silüet gözümüzü kanatmasın; çok rica ediyorum.
Hayat kısa.
Ve benim artık huzursuz insanlara ayıracak kadar uzun bir hayatım yok.
Herkes kendi içindeki gürültüyü biraz sustursun.
Ben kendi sessizliğimi çok sevdim.
Çünkü ben artık huzuru arayan değil, huzurunu koruyan kadınım.
Kapım da kalbim de yalnızca gürültüsünü susturmayı öğrenmiş olana açık.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Çocuklarınıza Önce İnsan Olmayı Öğretin... 15 Eylül 2026 Salı
- FİLEDE ALTIN, HAYATTA BİN SORU... 07 Eylül 2026 Pazartesi
- 4 Kişilik Otomobil İğne Deliğinden Geçiyor, 270 Kişilik Gemi Nasıl Denize Çıkıyor? 01 Eylül 2026 Salı
- Kulağın Vicdandan Büyükse, Hakikate Yer Kalmaz 22 Temmuz 2026 Çarşamba
- Dil Cimrisi Olmayın... 14 Temmuz 2026 Salı
- Güçlü Bir Coğrafyanın Ağır Sınavı 29 Haziran 2026 Pazartesi
- Koltuğun da Bir Ömrü Var... 21 Haziran 2026 Pazar
- Bir İtibarın Sessiz Tanıkları 12 Haziran 2026 Cuma
- Teşekkür ve Özür Dilemek... 25 Mayıs 2026 Pazartesi
- Herkes Önündeki Tabaktan Yesin 17 Mayıs 2026 Pazar