Ece Çiftçi'nin kaleminden... Herkes Önündeki Tabaktan Yesin
HERKES ÖNÜNDEKİ TABAKTAN YESİN
“Herkes önündeki tabaktan yesin, başkasının tabağına da gözünüz olmasın.”
Ne kadar basit bir cümle gibi duruyor değil mi? Ama içine koca bir hayat sığdırıyor.
Çocukken sofrada çok duyardık bunu. Annelerimiz, babalarımız bir yandan adabı öğretirken bir yandan hayatın belki de en büyük dersini verirmiş farkında olmadan. Çünkü mesele aslında yemek değildi. Mesele; sınır bilmekti, kanaat etmekti, kendine ait olana sahip çıkarken başkasının hakkına göz dikmemekti.
Canım babaannem, "evladım karnı aç olanı bir lokma ekmekle doyurursun ama gözü aç olanı doyuramazsın" derdi…
Tabii ki insan vizyon sahibi olmalı ama inanın bu sonradan olabilecek bir şey değil, (ne yazık ki) kökten gelen, üzerinizde sırıtmayan, size beş beden büyük gelmeyen bir şey…
Görüyoruz zaten o kadar aşikar ki artık, insan da ne eksikse onu herkesin gözüne sokmak ister.
Ve fakat farkındayız, sessiz kalmamız sizi daha çok cesaretlendiriyor bunu da biliyoruz.
Bugün dönüp baktığımızda, modern dünyanın en büyük açlığının mideyle ilgili olmadığını görüyoruz. İnsanlar tok ama doymuyor. Daha fazla para, daha fazla statü, daha fazla görünürlük, daha fazla hayat… Hep bir “ötekinin tabağı” daha cazip geliyor.
Sosyal medya bunun en büyük vitrini oldu. Kim nereye gitmiş, ne almış, ne giymiş, kiminle birlikte, nasıl yaşıyor… İnsan artık kendi hayatını yaşamaktan çok başkasının hayatını incelemekle meşgul. Önündeki sıcak çorba soğuyor ama o hâlâ yan masadaki tabağın fotoğrafını çekiyor.
Oysa herkesin tabağı aynı hazırlanmadı hayatta. Kiminin porsiyonu büyük, kiminin küçük. Kimi gümüş kaşıkla doğdu, kimi tahta kaşığı bile sonradan buldu. Adalet tartışılır elbette; ama başkasının lokmasına odaklanmak insanı ne doyurur ne mutlu eder.
Çünkü göz, mideyi değil ruhu aç bırakır.
Başkalarının hayatına imrenmek, onların kazancına, ilişkisine, mutluluğuna göz dikmek; insanın kendi nimetini küçümsemesine yol açar. Ve en büyük yoksulluk da budur zaten: Elindekini görememek.
Kanaat, vazgeçmek değildir. Hedefsiz olmak hiç değildir. Elbette daha iyisini isteyeceğiz, çalışacağız, üreteceğiz. Ama bunu başkasının tabağını dürterek, haset ederek değil, kendi tabağımızı büyüterek yapacağız.
Sonuç olarak kimse kimsenin mali müşaviri ya da muhasebecisi olamaz, o başka bir uzmanlık gerektiriyor.
Çünkü hayat bir açık büfe değil sevgili okur.
Herkesin payı, nasibi, emeği ve sınavı başka.
Siz siz olun; gözünüzü başkasının tabağından çekin de kendi önünüzdekine bakın. Belki de sandığınızdan daha bereketlidir.
Afiyet, biraz da şükürle gelir...
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Çocuklarınıza Önce İnsan Olmayı Öğretin... 15 Eylül 2026 Salı
- FİLEDE ALTIN, HAYATTA BİN SORU... 07 Eylül 2026 Pazartesi
- 4 Kişilik Otomobil İğne Deliğinden Geçiyor, 270 Kişilik Gemi Nasıl Denize Çıkıyor? 01 Eylül 2026 Salı
- Kulağın Vicdandan Büyükse, Hakikate Yer Kalmaz 22 Temmuz 2026 Çarşamba
- Dil Cimrisi Olmayın... 14 Temmuz 2026 Salı
- Güçlü Bir Coğrafyanın Ağır Sınavı 29 Haziran 2026 Pazartesi
- Koltuğun da Bir Ömrü Var... 21 Haziran 2026 Pazar
- Bir İtibarın Sessiz Tanıkları 12 Haziran 2026 Cuma
- Teşekkür ve Özür Dilemek... 25 Mayıs 2026 Pazartesi
- Annelik... 09 Mayıs 2026 Cumartesi