Ece Çiftçi'nin kaleminden... Ben sözelciyim sizi bilemem...
BEN SÖZELCİYİM SİZİ BİLEMEM
İlişkilerde, yaşadığımız çağın bizden artık iyi derecede matematik bilgisi istediğini fark ediyor musunuz? İtiraf ediyorum okul hayatım boyunca matematik dersini hiç sevmedim, doğal olarak da kıt kanaat notlarla geçtim hep.
Hocalarıma selam olsun…belki de anlatmak istedikleri şey sadece sayılar değildi.
İçinde en az bir bilinmeyen barındıran ifadeye “denklem” denirdi. Çözmek için bilgi gerekirdi, dikkat gerekirdi.
Şimdi bilgimiz yok ama her konuda fikrimiz var…
Hepimiz, artık sayamadığım kadar çok alanda uzmanız, sosyal medya sağ olsun!!!!!
Artık denklemleri mumla arar olduk.
Eskiden bilinmeyenler vardı ama bir mantık da vardı. Bir ilişkiyi çözmeye çalışırken, bir dostluğu anlamaya çalışırken ya da bir aile içinde denge kurarken; en azından bir “sonuç” umudu vardı.
Şimdi ise büyük bir kaos içindeyiz.
Kadın, erkek, ebeveyn, arkadaş…
Kısacası insanın insana temas ettiği her yerde bir karmaşa hâkim.
Öğrenmemiz gereken, çocuk, kadın, erkek değil “insan”
Kadının sırtına anneliği, dişiliği, fedakarlığı, namusu, bakıcılığı, aşçılığı, öğretmenliği, finans uzmanlığını yüklüyor ve sonrasında mutlu, uyumlu, güler yüzlü olmasını bekliyoruz.
Halbuki hiç birimiz süper kahramanlar değiliz.
Roller değişti demek yetmiyor, çünkü ortada artık rol de yok. Herkes biraz başka biri, herkes biraz eksik, herkes biraz fazla.
Kusurlarımız hepimizin var elbette. Zaten “kadı kızı bile kusursuz değilmiş” dememişler boşuna. Ama bugün mesele kusur değil.
Mesele, kusurlarımızla yüzleşmeyi bırakmış olmamız.
Hepimiz sırça aynalardan bakıyoruz yansımamıza.
Evimizin camdan olduğunu unutup, avuç, avuç taş atıyoruz başka camlara…
Kırıyor ama onarmıyor.
Gidiyor ama neden gittiğini anlatmıyor.
Kalıyor ama gerçekten kalmıyor.
İlişkiler birer denklem olmaktan çıktı, daha çok çözülemeyen, hatta çözülmek istenmeyen birer karmaşaya dönüştü.
Oysa bir denklemin en güzel tarafı şuydu:
Ne kadar zor olursa olsun, bir çözümü vardı.
Bugün ise en çok eksikliğini hissettiğimiz şey tam da bu: çözüm.
Toplumda ki önüne geçilemez öfke, herkesin bir diğeriyle yarış halinde olması normal karşılanır oldu.
Bakın etrafınıza; en büyük ev, en büyük araba, en çok seyahat ve daha sayamadığım bir çok mevzu bitiş noktası olmayan amansız bir yarış oldu.
İyi yaşamayı elbette hak ediyoruz ve her şeyin güzelini.
Oturup derin bir nefes alsak, kaplumbağanın tavşandan uzun yaşamasının yavaşlığı olduğunu hatırlasak zaman, zaman…
Belki de yeniden öğrenmemiz gereken şey matematik değil, samimiyet.
Belki yeniden hatırlamamız gereken şey formüller değil, değerler.
Çünkü hayat, sandığımız kadar karmaşık değil.
Sadece biz, basit olanı zorlaştırmakta ustalaştık.
Ve belki de artık kendimize sormamız gereken tek bir soru var:
Biz gerçekten çözmek mi istiyoruz,
yoksa sadece bilinmeyen olarak kalmayı mı tercih ediyoruz?
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Huzur Kadınıyım... 22 Eylül 2026 Salı
- Çocuklarınıza Önce İnsan Olmayı Öğretin... 15 Eylül 2026 Salı
- FİLEDE ALTIN, HAYATTA BİN SORU... 07 Eylül 2026 Pazartesi
- 4 Kişilik Otomobil İğne Deliğinden Geçiyor, 270 Kişilik Gemi Nasıl Denize Çıkıyor? 01 Eylül 2026 Salı
- Kulağın Vicdandan Büyükse, Hakikate Yer Kalmaz 22 Temmuz 2026 Çarşamba
- Dil Cimrisi Olmayın... 14 Temmuz 2026 Salı
- Güçlü Bir Coğrafyanın Ağır Sınavı 29 Haziran 2026 Pazartesi
- Koltuğun da Bir Ömrü Var... 21 Haziran 2026 Pazar
- Bir İtibarın Sessiz Tanıkları 12 Haziran 2026 Cuma
- Teşekkür ve Özür Dilemek... 25 Mayıs 2026 Pazartesi