Ece Çiftçi'nin kaleminden... Aramak...
Aramakla Bulunmaz, Lakin Bulanlar Arayanlardır…
“Aramakla bulunmaz lakin bulanlar arayanlardır.”
Bazı cümleler insanın zihnine bir kez düşer ama ömrü boyunca kalbinin bir köşesinde yaşamaya devam eder. Her okuyuşta başka bir kapı açar, her düşünüşte yeni bir anlam bırakır. Çünkü bazı sözler yalnızca okunmak için değil, insanın hayatına yön vermek için söylenmiştir.
Aramak…
Ne kadar sade bir kelime, değil mi? Oysa içinde koca bir ömür, nice hayal, hayal kırıklığı ve yeniden başlama cesareti saklıdır.
İnsan bazen huzuru, bazen kendini arar. Kimi zaman bir çift gözde aşkı, bir dostun omzunda güveni, kimi zaman da bütün gürültülerin ortasında sessizce nefes alabileceği bir hayatı…
Bazen bir kapının açılması için yıllarca bekler, bazen de kapalı kapıların önünde eskidiğini fark etmeden ömrünü tüketir. Oysa mesele her kapının açılması değildir. Doğru kapıyı bulabilmek için kimi zaman yanlış kapılardan geçmek, bazı yolların ise artık bize ait olmadığını kabul etmek gerekir.
Hayat, her isteyene istediğini hemen vermez. Hatta bazen en çok istediğimiz şeyleri bizden uzak tutar. Tam vazgeçmek üzereyken karşımıza bir işaret çıkarır: bir insan, bir cümle ya da içimizden gelen küçücük bir ses…
İşte o ses, yeniden denememizi söyler.
Çünkü aramak yalnızca bir şeyi bulmaya çalışmak değildir; insanın hâlâ inandığını göstermesidir. Yorulsa da yürümeye, kırılsa da sevmeye, düşse de ayağa kalkmaya niyetli olduğunun işaretidir. İnsan her aradığını bulamayabilir ama ararken kim olduğunu, ne istediğini ve hangi yollarda kendinden uzaklaştığını keşfeder.
Ne yazık ki çağımızda herkes bir şeylerin peşinde, fakat çok azımız gerçekten ne aradığını biliyor. Kimi başkasının hayatına özenirken kendi hayatını ıskalıyor, kimi mutluluğu sahip olduklarının sayısında, kimi de huzuru başkalarının kendisi hakkındaki düşüncelerinde arıyor.
Oysa insanın en büyük kayıplarından biri, başkalarının beklentilerini karşılamaya çalışırken kendi sesini duyamaz hâle gelmesidir.
Belki de önce kendimizi aramalıyız: Ne istediğimizi, neye tahammül edemediğimizi, hangi insanlarla çoğaldığımızı ve hangilerinin yanında kendimizden eksildiğimizi…
Sonra iyiliği, aşkı, dostluğu ve huzuru aramalıyız. İyiliği yalnızca korumak değil, çoğaltmak; aşkı yalnızca kalbimizi hızlandıran birinde değil, ruhumuzu yormayan bir ilişkide bulmak; dostluğu yalnızca güzel günlerde değil, dünya sırtını döndüğünde de yanımızda kalanlarda görmek gerekir. Huzur ise her şeyin kusursuz olduğu bir hayatta değil, kusurlara rağmen içimizin sakin kalabildiği yerde saklıdır.
Elbette bunların hiçbiri emeksiz olmaz. Hayat, dilek kutusu değildir; isteğimizi söyleyip karşılığını bekleyemeyiz. Bazen mücadele etmek, bazen sabretmek, bazen de yanlış bir yerde beklemekten vazgeçip başka bir yola yönelmek gerekir. Israrla aramak başka, insanın kendini tüketene kadar yanlış yerde kalması başkadır.
Bu yüzden kendimize şu soruyu sormalıyız:
Biz gerçekten arıyor muyuz, yoksa bulamadıklarımızın arkasına saklanıp vazgeçişlerimize mazeret mi üretiyoruz?
Umut, yalnızca güzel şeylerin olacağına inanmak değildir. Güzel şeyler olmadığında da yeniden başlayabilecek gücü kendinde aramaktır. Bazen elimizde yolumuzu aydınlatacak büyük bir meşale, arkamızda bizi destekleyen kalabalıklar ya da yarın için kesinleşmiş planlar olmayabilir. Yine de içimizde küçücük bir ışık vardır.
Bir mum alevi kadar…
Rüzgâr esse sönecekmiş gibi titreyen ama karanlığa teslim olmayan bir ışık.
İşte onu korumalıyız. Çünkü insan umudunu kaybettiğinde yalnızca yarınını değil, yarına ulaşmak için içindeki yolları da kaybetmeye başlar.
Öyleyse arayın. Huzuru, mutluluğu, iyiliği, aşkı, sağlam bir dostu ve en önemlisi kendinizi arayın. Hayallerinizin, sınırlarınızın ve yeniden başlama cesaretinizin peşinden gidin.
Emek verin, mücadele edin, yorulun, dinlenin; gerekirse ağlayın ama yeniden yürüyün. Her sabahın yeni bir ihtimal taşıdığını hatırlayın. Çünkü bazen koskoca bir hayat, insanın içindeki küçücük bir inançla değişir.
Hayat, arayanlara her zaman istediklerini vermeyebilir. Fakat aramaktan vazgeçmeyenlere kendilerini, sınırlarını ve ihtimallerini keşfetme fırsatı sunar.
Belki de mesele, her aradığını bulmak değil; bulabileceğine dair inancını kaybetmeden yaşayabilmektir.
Umudunuz mum kadar olsa da hep yansın.
Kim bilir, belki de aradığınız şey karanlığın bittiği yerde değil; o karanlıkta yürümeye cesaret ettiğiniz ilk adımın hemen ardındadır.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Kız Çocuklarını Korumak İçin Neden Bir Gün Var? 11 Ekim 2026 Pazar
- Huzur Kadınıyım... 22 Eylül 2026 Salı
- Çocuklarınıza Önce İnsan Olmayı Öğretin... 15 Eylül 2026 Salı
- FİLEDE ALTIN, HAYATTA BİN SORU... 07 Eylül 2026 Pazartesi
- 4 Kişilik Otomobil İğne Deliğinden Geçiyor, 270 Kişilik Gemi Nasıl Denize Çıkıyor? 01 Eylül 2026 Salı
- Kulağın Vicdandan Büyükse, Hakikate Yer Kalmaz 22 Temmuz 2026 Çarşamba
- Dil Cimrisi Olmayın... 14 Temmuz 2026 Salı
- Güçlü Bir Coğrafyanın Ağır Sınavı 29 Haziran 2026 Pazartesi
- Koltuğun da Bir Ömrü Var... 21 Haziran 2026 Pazar
- Bir İtibarın Sessiz Tanıkları 12 Haziran 2026 Cuma