Araştırma: Dünyanın En Büyük Sağlık Sorunu; Artık Kanser Değil, Ruh Sağlığı...
Uzun yıllardır toplumların en büyük korkuları arasında yer alan kanser, ilk kez zirvedeki yerini ruh sağlığına bırakıyor...
Ekonomist Dergisi'nden Gazeteci-Yazar Özlem BAY, LinkedIn için kaleme aldığı "Dünyanın En Büyük Sağlık Sorunu Artık Kanser Değil, Ruh Sağlığı" başlıklı yazısında sağlık gündeminin sessiz ama köklü bir dönüşüm yaşadığına dikkat çekiyor...
UHA / International News Agency & Güncel Kocaeli Gazetesi
Gazeteci-Yazar: Özlem BAY
Sağlık gündemi sessiz ama köklü bir dönüşüm yaşıyor. Uzun yıllardır toplumların en büyük korkuları arasında yer alan kanser, ilk kez zirvedeki yerini ruh sağlığına bırakıyor. Dünyanın önde gelen araştırma şirketi Ipsos'un 30 ülkede gerçekleştirdiği küresel araştırma, bireylerin sağlık önceliklerinin değiştiğini ortaya koyuyor. Araştırma, insanların artık en büyük sağlık sorunu olarak ruh sağlığını gördüğünü, kanserin ise ikinci sıraya gerilediğini gösteriyor.
Öyle ki katılımcılar, yüzde 45 ile ruh sağlığını dünyanın en önemli sağlık sorunu olarak tanımlıyor. Uzun yıllardır listenin ilk sırasında yer alan kanser ise yüzde 41 ile ikinci sıraya geriliyor. Onu yüzde 31 ile stres, yüzde 25 ile obezite ve yüzde 23 ile madde kullanımı takip ediyor.
Bu tablo, bireylerin sağlık konusundaki önceliklerinin fiziksel hastalıklardan çok zihinsel dayanıklılık ve yaşam kalitesine yöneldiğini ortaya koyuyor.
Türkiye'nin de içinde yer aldığı araştırma, yalnızca küresel eğilimleri değil, toplumların değişen yaşam biçimini de gözler önüne seriyor. Ekonomik belirsizlikler, yoğun iş temposu, sosyal baskılar ve yaşam kalitesine yönelik kaygılar, ruh sağlığını fiziksel hastalıkların önüne taşıyor.
Zihinsel iyi oluş, artık yalnızca psikolojinin konusu olmaktan çıkıyor; sağlıklı yaşam anlayışının merkezine yerleşiyor.

Türkiye'de stres alarm veriyor
Araştırma, Türkiye'de stresin günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası haline geldiğini ortaya koyuyor. Katılımcıların yüzde 45'i son bir yıl içinde günlük yaşamını etkileyecek düzeyde stresi birkaç kez yaşadığını belirtirken, yüzde 32'si bunu en az bir kez deneyimlediğini söylüyor.
Böylece her dört kişiden yaklaşık üçü, son bir yılda yaşamını etkileyecek ölçüde stresle karşı karşıya kaldığını ifade ediyor. Türkiye'nin bu alandaki verisi, 30 ülke ortalamasının üzerine çıkıyor.
Tablo bununla da sınırlı kalmıyor. Araştırmaya göre Türkiye'de bireylerin yüzde 41'i son bir yıl içinde kendisini hiçbir şeyle başa çıkamayacak kadar stresli hissettiğini dile getiriyor. Bu oran, yüzde 31 olan küresel ortalamanın 10 puan üzerine yükseliyor.
Veriler, yoğun stresin artık bireysel değil, toplumsal ölçekte ele alınması gereken önemli bir sağlık başlığına dönüştüğünü gösteriyor.
Türkiye'de yeni sağlık önceliği şekilleniyor
Araştırmanın Türkiye sonuçları da dikkat çekici bir tablo çiziyor. Bireyler artık yalnızca hastalandıklarında tedavi olmayı değil, hastalanmadan sağlıklı kalmayı, yaşam kalitesini yükseltmeyi ve daha uzun süre iyi hissetmeyi hedefliyor.
Beslenmeden uyku düzenine, fiziksel aktiviteden stres yönetimine kadar günlük alışkanlıklar, sağlıklı yaşamın temel belirleyicileri arasında öne çıkıyor. Özellikle ruh sağlığını korumaya yönelik farkındalık her geçen gün güçleniyor.

Longevity yükselişini sürdürüyor
Araştırma, yalnızca hastalıklara ilişkin algının değil, sağlıklı yaşam anlayışının da değiştiğini gösteriyor. Dünyada giderek daha fazla konuşulan longevity yaklaşımı, daha uzun yaşamaktan çok daha uzun süre sağlıklı yaşayabilmeye odaklanıyor. Bu yaklaşım, tüketicilerin beklentilerini de yeniden şekillendiriyor. Artık insanlar yalnızca ürün satın almıyor; bilimsel temellere dayanan, güven veren ve yaşam kalitesini artıran çözümler arıyor. Bu değişim sağlık sektöründen gıdaya, kozmetikten otomotive kadar birçok sektörü doğrudan etkiliyor.

Ipsos Türkiye Synthesio ve Sağlık Araştırmaları Hizmet Birimi Lideri Özlem Bulut Sönmez Yalçın da bu dönüşümü şu sözlerle değerlendiriyor: "Araştırmalarımız da bu dönüşümün güçlü sinyallerini ortaya koyuyor. Hem Türkiye'de hem de dünyada bireylerin büyük çoğunluğu sağlıkları için daha fazlasını yapmaları gerektiğini düşünüyor. Bu farkındalık, yalnızca fiziksel sağlığa değil; zihinsel iyi oluşa, yaşam kalitesine ve sağlıklı yaşam süresini uzatmaya yönelik ilginin de hızla arttığını gösteriyor. Longevity kavramının giderek daha fazla konuşulması da bu değişimin önemli bir yansıması. İnsanlar artık yalnızca daha uzun yaşamayı değil, yaşamlarının her dönemini daha sağlıklı ve kaliteli geçirmeyi hedefliyor."